Bu gadget'ta bir hata oluştu
6 izleyici 42ye yükselince yazmamaya filan başladım ne pis bir insan oldum değil mi?
YOKYA! işin özü şu;
Annemin senelerdir "Zeynep'e yenisini aldık banada eskisini verdi" diyerek ciğerimi dağladığı dialogun kahramanı laptop bozuldu. Tamir için 100 Tl istediler,satsak 50 Tl verirlermiş. Bizde tamir ettirdik dediğimi düşünmeyin,hala duruyor öyle. Annem arada açmaya çalışıp "belki olur" diyor ama teknolojinin pek çekim yasalık durumu yok.
Hemen akabinde benim bilgisayarımda tam annemin kolları arasındayken bozulunca 'ay anne sende elektromanyetik bir şeyler var uzak dur' dedim gittim evlat acısı gibi gelen bir format attırdım. (40 lira ne ya)
Annem o an çok suçlanıp "ay yeter ki açılsın söz bir daha dokunmayacağım" dese de 3 gündür bilgisayarın sırtından başka bir şey görmüyorum.
Şimdi bunu da Ezotun netbookundan yazıyorum. 3-4 kere yazdığım şeyler silindi sonra alttaki cümle üste eklendi filan ay yok ben alışamadım netbook mevzuna.
Bir şarkı yollayıp gidiyorum yoksa netbook katili olacağım;
http://fizy.com/#s/16kdlw
En sevmediğiniz huyunuz sorusuna "insanlara güvenmem" diyen bir ünlü,
Bir sihirli değneğiniz olsa ne yapardınız sorusuna "dünya barışı sağlardım" diyen bir best model finalisti,
Şarkı söylemeye ne zaman başladınız sorusuna "3 yaşında tarağı alıp şarkı söylermişim ehiehi" diyen bir şarkıcı olamadıktan sonra yaşamanın ne anlamı var? sorusuna post yapacak bir blogcu olduktan sonra yaşamanın çok anlamı var arkadaşlar.







Ebru Şallı'nın "doğumdan sonra çok görülür" dediği sarkıklıklar ben kendimi bildim bileli mevcut.
Doğum dediği doğduğumuz gün mü acaba.
bir daha izlersem...ah bir daha izlersem.
                                                                                 ehehieh. adını iyi geceler koydum.
Mecnun Gaziantepli olsaydı düştüğü çöl kesin bu olurdu.
                                                               pull biber-push biber esprisi yapmak istemiyorum hayır zorlamayın.
Müjdemi isterim; Zeki Müren de bizi görüyor.

Hayır şurada "24 izleyici" yazısını görüyorum ve hala kafayı yemiyorum ya daha ne söyleyeyim.
Hep Mia hep Mia.
Ama olsun hoşgeldiniz. 2 senedir 6 izleyicim olması ve çoğu yazıya "sevgili 6 izleyicim" yazmama ne diyorsunuz?
Artık sevgili 24 izleyicim yazdığımı düşünsenize!
Ben yinede beni 3ü arkadaşım olmak üzere 6 kişinin izlediğini düşünerek devam edeyim.
Yoksa kibarlaşırım bi gereksiz sevimlilik filan hiç gerek yok. (yazar burada 'normalde yeterince sevimliyim' demek istiyor ama buna kimseyi inandıramayacağını biliyor)

ÇEKİLİN BEN DOKTOR BLOGGERIM!

Dünyanın en "iğrenç,ıykk,saçma" postu sizlere göz kırpıyor. 
Gönül isterdi ki şurada Kim Kardashian gibi röntgen sonucumu paylaşıp "estetiğim yok!!!1" filan yazayım ama benim en elit hastane maceram endoskopi oldu sanırım.
Kandan kesikten etkilenmeyen bir insan olarak eğlenceli sayabiliriz bunu. En azından forumlardan okuduğum '3 gün kramp girdi allaaama' yazılarını dikkate almamam gerektiğini anlayacak kadar eğlenceli.
Sonuç: parça alındı biyopsiye gitti çünkü midemde 3 rahatsızlık mevcut. EVET TAM TAMINA ÜÜÜÜÇ!
gastrit,ülser,reflü. 
21inde biyopsi sonucumu alıp diyet dolu hayatımın ilk adımını atacağım.
O zaman ne yapalım; 21ine kadar patlayana kadar baharat,tatlı,kahve,içki içilsin! Biz Türküz. Yöntemimiz budur ne yapalım.
Bu post eğer yorumlara cevap veremezsem bunun mide problemim yüzünden olduğunu düşünün diye duygu sömürüsü amaçlı yapılmıştır. 




Bugün itibariyle yeni yıl hediyemi annemin manevi ve MADDİ katkılarıyla almış bulunuyorum.
Ben göz süzerek kendisine bakarken annemden "e al" komutu gelince saygıdan ötürü kendisini kırmak istemedim. (oysa ki baya baya çığlık attım)
Önce bi düşündüm,yea ben bunu nerde giyeceğim ki diye. Dedim ne olcak ben bunu siyah çorapla bile giyerim hem çok rahattır.
Sonra dedim fiyat pound olarak yazıyor,kesin türk lirasına çevirince uçar bu. Baktım yoo uçmadı öyle kamikaze gibi.
En son annem ne der acaba derken canım biricik melek tatlı minnoş kredi kartı sahibi annem yetişti imdadıma. AL dedi. aldık vallahi hayırlısı. şimdiden aşk yaşıyorum rengiyle,dokusuyla,topuğuyla.
YALNIIIIIIZ; siz değerli takipçilerimden birileri bana bu kadar topukla nasıl '3 şişe rakı devirmiş' gibi yürünmez öğretmeli. NOLUR!
ay yazmayı unutmuşum ASOS'dan aldım ben bunu. ama bitmiş en sonuncuyu almışım zaten Türkiye'ye göndermekten vazgeçtiler (yerseniz)

Dövme! postu.

Yaklaşık 3 gün önce Mia'nın 'aaa senin dövmen mi var' diye şirin şirin soruşunun üzerine bunu yapmaya karar vermiştim ama beynim ve kaslarım arasındaki koordinasyon 3 günde sağlanabilmiş baksanıza. Bu kadar uzun cümle kurmamdan bile belli.
Çok uzatmadan vücudumda yer edinmiş 3 dövmeyi sizinle paylaşıyorum,darararaaan!

1- Tavuk kanadı .şaka şaka melek kanadı.



İlk dövmem. sol bileğimde kendisi.sanırım 2008 yılına ait. sümerlerden kalma bu mağara resmi... abartmıyorum tamam. ben melek kanadının Ville Valo döneminde yaşadım. Öyle şimdiki gibi her yerde yoktu bundan.
Sırtıma yaptırmamak ne doğru bir kararmış diye düşünürken her görenin 'bu ne? gövdesi nerde? kırmızılıklar damarın mı boya mı?' ve türevi sorulardan olsa gerek o düşünceyi attım kafamdan.
ben seviyorum kendisini. ilk dövmem diyedir belki. sıkılma durumum olmadı yani. ki tesbih çeken bir anneanne filan olacağımı düşünmediğim için kimsenin benim yerime 'ay anneanne olduğunda düşünsene torunları görecek keh keh' diye düşünmesine de gerek yok. ALAYINA GİDER! ay pardon kendimi kontrol edemedieoenj8m..







2-"Bu Atatürk'ün imzası mı? Olmamış ki böyle deeelki" sorularına maruz kalan canım dövmem.
Benim biricik efsanevi,sonsuzluğun tanımı olan babacığımın imzası. 
Uzun süre babam için 'gitti' dedim. 
Artık demiyorum çünkü benimle beraber.
Bir çok kişiye saçma gelebilir tabi bilemeyeceğim ama saçma filan gelemez tamam mı! çizgimden çıkarmayın beni.
Dövmenin hikayesine gelirsek;
Babacığımın adı Kamil Arıkan,yani K.A. Tahmin edersiniz ki imzasının Mustafa Kemal Atatürk'ün imzasına benzetilmesi ve 'aaa olmamış ki yea' denmesi bu yüzdendir. Mersin'de yaptırmıştım bunu da. Hero Tattoo vardır Sami Abi'nin atolyesi. Mersin'de yaşayanlar bilir işinin ehlidir. E biraz da tuzludur tabi.
Ben bu dövmeyi yaptırmak için 10 Kasım günü Sami Abi'yi ziyaret ettim ve o bana şunu söyledi; NE PARASI ALCAM BE OTUR!
Ve babamın imzasının bulunduğu bir belgeden birebir kopyaladı,şimdi de huzurlarınızda.
Bu da sağ bileğimin baş parmağıma bakan kısmında. 
Kendisinden sıkılmayacağımı söylememe gerek var mı?

3-Zehirli saaarmaşık aklım hep kaarmaşıık dövmesi.










İşte bu da son dövmem. Kendisi çilli bom bom bom şarkıları söylenebilecek düzeyde olan sağ omzumda bulunur. 
Sarmaşık aslında ama biz biraz oynadık bununla.
Örneğin çiçeğin sol tarafındaki minik çiçek gibi şey bir çiçek-kuş karışımı. Bu da nasıl bir tanımsa. Siz hayal gücünüze bırakmayın en iyisi. Ben tarif konusunda berbatmışım çünkü.
Bu dövmem de genelde az görülmekle birlikte görüldüğü an 'aaa bu arkanda ya şimdi sıkılmazsın bundan az görüyon ya ondan' tepkilerine maruz kalmıştır.
Kendisine başarılar diliyoruz.










Evet Allah'ın hakkı 3tür,bir de benden olsun diyerek 4.dövmemi yaptırma evresindeyim. sol ayak bileğime olacak. olursa tabi.
---
Eklemeden geçemeyeceğim bana genelde 'çok acıdı mı' soruları geliyor. tabi bana özel bir durum yok,her dövme yaptırana hayırlı olsundan sonra söylenecek tek şey budur. 
Ben çok beyaz ve ince bir deriye sahip olmama rağmen hiç bir problem yaşamadım.
Hatta en fazla acıyı sağ omzuma yaptırırken hissettim. EVET YANLIŞ DUYMADINIZ TAM TAMINA 9.90 TL! kendimi yine kaybettim ve sanal reklam uyguladım.
şaka maka gerçekten de sert doku ve kemik üzeri,kas üzeri yerler daha çok acırmış.
fiyatlarını yazmayı akıl edemedim ama biri bana Hero Tattoo'nun hediyesiydi yazdığım gibi.
Omzumdaki 50 Tl,sol bileğimdeki kanat ise 30 Tl İDİ İDİ İDİ.
İDİ diyorum bak. Mersin'in küçük bir şehir olmasının avantajı. En uzak kişi 'tanıdığımın tanıdığı' oluyor. Yani torpil yaptıracak yer çok.
Çok uzattım farkettim ya buraya kadar okuduysanız gelin öpücem.
Ha bu arada bu postu yapmama vesile olan canım Mia ,bu şarkı sana geliyor;
AYYY ÇOK HEYECANLI ŞEYLER OLUYOR!
Ben 6 ay öncesine kadar blog aleminde "mim" ne demek onu bilmiyordum. Hatta kötü bir şey sanıyordum hani mimlemek filan.
Ama sonra canım Mia Wallace'm sayesinde öğrenmiş bulundum. Onun blogunda hep 'yine mimlendim' temalı yazılar görünce anladım ne olduğunu. Benim gibi saftirikler için en kolay açılımı,zincirleme etiketleme durumu.
Yani ay anlatamayacağım yine karıştı.
Birkaç gündür internetimde meydana gelen 'sadece twittera girme' durumu bu postu (allah şuna hala karşılık bulamadım) geciktirdi.
Öhöm öhöm bu bir ÇOK YÖNLÜ BLOGGER ÖDÜLÜ'dür. Benim çok yönüm ekvatordan basık kutuplardan şişkin fiziğim olabilir tabi. Burdan bir de Kuzey Güney çıkarır Kıvanç'ımı kocaman öperim. Oyş.
Neyse uzatmayayım öncelikle bana bu ödülü veren Angelina,Kate şaka şaka en tatlı en naif en eğlenceli ve en güzel blog yazarı ve arkadaşım olan Mia 'ya teşekkür ediyorum muck muck muck!
---
Sonra hakkımızda 7 gerçek paylaşıyoruz.
-Ortaokulda kulaklarımı japon yapıştırıcısıyla yapıştırıyordum. (Doğa Bekleriz'den önce yani.)
-Çok büyük bir Harry Potter fanıyım. Eskiden çantamda ağaçtan yaptığım bir asa olurdu düşünün.
-Takip ettiğim blogların %90ı moda üzerine. Laf attığıma bakmayın.
-"En sevdiğin renk" sorusuna hep farklı cevap veriyorum.
-4 rakamı bana çok samimi geliyor. Bazen uğuruna bile inanırım.
-Dışarda normal çay içerken evde genelde sütlü çay içiyorum. Bi asilzadelik bi ingiliz kraliyet ailesi havası.
-Şuan Esra Erol'da Evlen Benimle izliyorum. (bundan daha büyük gerçeklik yok)
---
Son olarak sevdiğimiz 10 blog yazarına bu ödülü veriyoruz ve verdiğimi haber veriyoruz.
Çoğu ödül alanın aksine benim aklıma 10a tamamlayacak blog yazarı gelmiyor :D
-Bana ödül verene ödül verebildiğimi düşünerek ben de Mia 'ya bu ödülü veriyorum. (tamamen sembolik kuzum,teşekkür etmene gerek yok muck)
-Yaklaşık 2397723 gündür yazı yazmayan arkadaşım Ata 'ya
-En sevdiğim ve en heyecanla beklediğim yazıların sahibi Berrilla 'ya

3 olmaz mı ya :(
olur olur. ödülün de azı karar. özel olsun evet 3 kişiye bu ödülü veriyorumm.
En komplike blog yazım bu oldu. Bağlantı eklemeler,maddeler filan.
Sevindim vallahi iyiki varsın Mia!
Keşke herkes "Sadece Ahmet"i hatırlasa.
Keşke Nalan sadece "Of aman" olarak kalsaydı mesela.
Keşke Aşkın Nur Yengi şişe füfletiyor (füfletiyordu işte) olsaydı ve zariflik timsali Zuhal Olcay'ımın yuvasını yıkmasaydı.
Keşke Harun Kolçak parmaklarına dövme yaptırmasaydı.
Keşke her kuşak aralıksız yayınlanan diziler kervanında Doktorlar değil de Kara Melek olsaydı.
Keşke toybox eskisi kadar pahalı olsaydı ve annelerimiz 'ona para veriyorsun boşuna' deseydi.
Keşke kinder yerine toto tercihini hiç yapmamış olsaydık.
Keşke bu saatte göz kapaklarıma mavi farı boca edip bunları yazmıyor olsaydım.
Bak şimdi ben şarkıyı sahipleneceğim sonra facebookta filan 1 ay sonra 'ayyy bak ne keşfettim' diye paylaşacaksınız yok yere kıskanacağım.
hadi iyi tarafıma denk geldiniz.
şaka şaka paylaşın tamam.
Animasyon filmindesiniz gibi tamam mı böyle bulutlar balonlar lunapark
Şuan farkettim ki ev dediğin aynı zamanda annenin 'kaddafiyle aynı çadırdaydık ailesi de vardı' ile başlayan rüyasını anlatma durumu da olabilir.
Ev dediğin yırtık pijama altı ve 4 beden büyük tişört aşkından ibarettir.
birinden hoşlanırsın ulaşır kaybedersin.
birini seversin zor ulaşır çabuk kaybedersin.
birine aşık olursun ulaşamazsın böylece kaybetmiş de olmazsın.
Hayat Dacia reklamında güzel dostlar lalalaylaylaylalay.
Yedi! (7)! izleyicim şerefine bir giveawayım var. HAHAHAHA ŞAKA BE.
ya çok takmış durumdayım moda bloglarının 'giveaway'ine. hadi ben post'a karşılık bulamadım diyelim. her postu (girdi,paylaşım vs uyanı koyun) bir de ingilizce yazıyorsunuz da hediye çekilişi yazmak mı zor geliyor a dostlar.
gözünüzü bootienizi stilettolarınızı ugglarınızı yiyeyim niye yapıyorsunuz canlarım böyle. 
bak benim bile elime koz verdiniz. ayıp değildir günah değildir ama çok sinir bozucudur bilesiniz.
Bir (1) kişi daha "Versace for H&M" postu (ya hala şuna alternatif kelime bulamadım ya daha ne diyim) yazarsa google'a girip hack team,şifre çalma,hackerlık adına araştırma yapacağım. yeter vallahi ya.
versace hm için tasarlamışmış. bana mı tasarlamış. alnımda hm yazıyor mu. hm için tasarladı diye sakız almak yerine ordan bir şeyler mi alacağım. ya bi akıl fikir allahım "chanel suyu" "versace mağaza kokusu" balonları filan satsam köşeyi dönerim. bak vallahi sinirliyim.






Bunu gördükten sonraki halimi youtube'da;
"ALLAAAAAAH DİYEN İBRETLİK ZEYNEP" olarak aratabilirsiniz.
Hah bu da sıvası olsun
suya dayanıklı her şey icat edildi de sana dayanıklı ben bir türlü yaratılamadı.






roller shoester.

Sanatımı konuşturmayı paintte sürdürmeye devam ediyorum sevgili 6 izleyicim. 
Ve merak ediyorsanız evet benim de sınavlarım var.
Ve merak etmediğinizi bile bile söylüyorum,evet çalışmıyorum.
Bazen kendi kendime şunu diyorum;
"Eğer birinin yanımda olmasını istesem o an işte tam bu an olurdu"
sonra "kendi kendime" zarfı dikkatimi çekiyor.
ve eğer bağırmazsam 'o an' ın hiçbir zaman olmayacağını anlıyorum.
olsun.
Şu aralar kendime yaptığım en hayırlı şey 'dik duruş korsesi' ya da adı her neyse ondan almak oldu.
Onu da Ezgi aldı zaten.
Kendime hayır işletecek bir hayırsever arıyorum.
gideceksen stratejisiz git.
bir anda.
gülümseme gibi,aniden.
Her şeye rağmen;

"Kaldırım taşlarının altında kumsal var"
Sonra yeni ilgi alanları bulunur.
Sonra yeni keşifler.
Sonra inanılmaz değişimler.
Sonra yine önce olur.
Sonra ne olacağını yazmama gerek var mı?
Şaşırırsam daha çok şaşıracağıma söz veriyorum.
NABER SÖZ VERDİM.
nasıl olsa olmayacak.
ayrıca isveçsiz bilim adamları yazmak yerine isviçresiz yazdığımı farkettim. ikisi de yok nasıl olsa. anlayın.
yine koyun saymak yerine origami yaparak uyumayı deneyeceğim. 
ikebana.sarılbana. şarkı olsa ya. 
iyi sabahlar. tünaydınlar. az önce tünaydınlar değil yünatdınlar yazdığımı farkettim. 
Hep 'turna kuşu' motifli bir aksesuarım olsun istedim.
Çok saçma biliyorum. Kuş tamam da turna kuşu nasıl bir spesifikasyondur.
Ama hala istiyorum yani.
Benim depremle ilgili çok acayip olan ama acayip gelmeyen bir fotoğrafım var. Yani fotoğraf değil de 'screenshot' işte.
Bu google kişi bulucu programda tesadüfen gördüğüm bir "İLAN".



















Evet yanlış duymuyor yanlış görmüyorsunuz. İlan,afiş,reklam her ne derseniz.
Şimdi deprem vergileri nereye gidiyor,çadır neden yetmiyor diye düşünmeye gerek var mı?
Garip insanlarız. Bazıları ise sadece 'garip'.
telefonun sessiz modda olduğunda mesaj geldi mi diye dakikada bir telefona bakıyorum. sonra sıkılıp 'bari titreşime alayım' diyorum. dakikada bir mesaj gelmeye başlıyor. her şey telefonun moduna bağlıysa ben 'yüksek ses' olanı alayım canım.
Biliyorum bu fotoğrafsız yazıların çoğunun okunmadığını. En fazla 2 kişi okur.
Ama yazıyorum çünkü ben fotoğrafsız olanları daha samimi yazıyorum. Yazarken yaptığım tek şey arada boynumu kaşımak oluyor.
Fotoğrafı kaydet,yükle,yerleştir derdiyle bitirmeye çalışmıyorum yazıyı.
Ya yazı da denmiyor ha. Post yani ama türkçesi ne ki. Girdi mi diyeceğim.
Bu girdiyi girerken.. of hayır.
Matrak'ta Refika çalarken Nurşah'la eşlik etmeye çalışmamızı özledim. 
O dönem dama desenli bileklikler modaydı. Ve onlara dama desenli bileklik değil,damalı bileklik deniyordu.
şu 'koa hastası' insanların konuştuğu sağlık bakanlığı(bilerek küçük yazdım,itibar etmiyorum peh falan) reklamı var ya,
o beni sigaradan soğutmuyor. "Allah şifa versin amca" diyerek kanalı çeviriyorum.
ama gel gör ki "cilt kanseri" bir teyze çıksa mesela,bebek cildim böyle oldu falan,kesin soğurum.
reklamcı arkadaşlara 'duyurulmaz'.
şuan evde 6 kedi ve 2 insan var.
annemle oturduk bize mama vermelerini bekliyoruz.
arada miyavlıyoruz falan.
tuvalet eğitimimiz de tamam,içgüdüsel.
hala kendimizi yalayarak temizleyemiyoruz tabii ki. fizyolojimiz ters. kilo var.
öyle durumlar yani
ben bir ara erkeklerin iddia mevzusuyla ilgili bir gönderme yapmıştım ya
onu geri alıyorum.
çünkü bir daha yollayacağım.
bugün,
eğer ne konuda söz verebileceğimi bilsem söz verecek kadar buldum kendimi. evet kaybetmedim,buldum.
çünkü ben böyleydim.mutlu oldum hala ben'im diye.
ve omzumu öptüm.
ben her zaman her şeyi "buradan açınız" yazan yerden açtım.
market kasasında açılmayan poşetle de uğraşmadım hiç.
Anne demişken bugün dalga geçmek için anneme şu soruyu yönelttim;
"anne sence cadılar bayramı kostümüm ne olmalı?"
Ama asıl dalga tsunamiye dönerek geliyormuş meğerse;
"farklı bir şey istiyorsan cadı ol,nasıl olsa herkes farklı olmak adına işin özünü unutacak"

o tsunami şu da olabilirdi;
"cadı ol,çok uğraşman gerekmez"

ama olmadı. benimle değil sizinle dalga geçti.
HERO MOM!
19 Ekim'de 4.bölümü yayınlanan New Girl'ün an itibariyle hala altyazısı tamamlanmamış.
10 gün ya 10 gün. ben bile çevirirdim. senkronlardım da. ne var ki ben koskoca torrent kullanıyorum. anne bu ne?
Ama hakikaten her şey
"kutu kutu pense elmamı yerse içimdeki çocuk geriye dönse"
değil mi?
bence öyle.
2 gün önce Funny Games filmini izledim. (Her şeyi 2 gün önce yapmışım,tek zaman kavramım bu)
Öyle bir film ki bittiğinde 'of çok saçma' diyorsun. 20 dakika geçmeden 'yalnız o neydi ya başka bir filmde olsa bik bik' diyerek filme olan hayranlığını artırıyorsun. "Hayranlık artırmak",kendi işimi kendim görürüm (kiendim gibi okuyun kapalı e).
Öyle yani. Hayal kırıklığına uğratıyor ama anladığınız anlamda değil. Farklı bir kırılma durumu.
----------spoiler---------
şaka şaka.
----------spoiler---------
Şimdi bazı erkekler var. Ben hep gülüşlerine bakıyorum işte onların. Ozan Osmanpaşaoğlu mesela . Ya tamam çocuğun ismini 2 gün önce öğrendim. O benim için Türkan dizisinin Turgut'u. Güzel gülüyor falan. Ama güdük.
Yani güdük görünüyor gibi. Bazı erkekler öyle değil mi hani senden uzun mesela ama güdük. Öyle görünüyor değil ama öyle bir izlenim bırakıyor. Artı eksi bir durum yok bunu niye yazdım bilmiyorum,1.85 boyunda ve Turgut aşığı falan değilim. Sadece belki benim gibi düşünenler vardır diye söyledim. Varsa bana söylesin. Ben çok garip buluyorum bunu çünkü. Adam 1.80 ama 1.50 görünüyor düşünsene.
Eğer başıma bir şey gelmeyecek ve Levend Öktem bunu okumayacaksa "Harold Pinter,Shakespeare'i döver".
Saygılar. (okuma ihtimaline karşı)
Okuduğunu düşünsene ya.
Şu yazı rengini değiştirmek istiyorum artık. Siyah yapıyorum bu çıkıyor. Bak yine siyah yaptım ama bu çıktı. Anladın mı? Hala siyah ama o çıkacak yine.
Sertab Erener- İstanbul çalıyor şuan. Kafamda ise "kutu kutu pense elmamı yerse,içimdeki çocuk geriye dönse".
Az önceki kaydı yayınladıktan sonra gidip yüzümü yıkadım. Bluzumun kolları ıslandı yine. İsviçresiz bilim adamları olsun ve bu gibi şeylere çare bulsun istiyorum.
Yazmak istediğim ne çok şey varmış ya. Bu gece/sabah bunun için bir şeyler yapayım mı? Tamam o zaman şimdi bu kaydı yayınlamalıyım ki başlangıç yapmış olayım.
Şu sıkıntıları biraz olsun atlatabilmek ve uykusuzluğuma bir de sıkıntıyı eklememek adına New Girl izlemeye başladım.
Tamam Zooey büyük bir etkendi başlamama. Ama konusunda da bolca 'kız ve erkek olan arkadaşları' olunca izlemek istedim. An itibariyle yayınlanan son bölümünü de izledim. Ve ne düşünüyorum biliyor musunuz?
"ŞU LANET OLASI ALTYAZIYI BİR AN ÖNCE TAMAMLAYIN"
Oh evet,tam anlamıyla bayıldım. Zaten kendimi karakterlerle özdeşleştirmeyi çok severim. Ama hiçbir zaman bir 'başrol' oyuncusu olamadım. Taaaa kiii,New Girl izleyene kadar.
Koca bir popo,türlü şapşallıklar ve kakül. İlk 3 budur sanırım.
Ayrıca her zaman erkeklerle daha iyi anlaşan bir kız olarak garipsediğim hiçbir şey olmadı. Ha Türkiye'de,yeni tanıştığım 3 adamla aynı eve çıkar mıydım? Tabiki hayır. Ama 3 kişiyle aynı eve çıkacaksın deseler en az 2si erkek olur muhtemelen. Diğeri de Nurşah zaten ama o Eskişehir'de. 3.sü de erkek olabilir tamam.
Ne kadar konuştum ya neyse.
---Burda spoiler olmayan spoiler giriyorum---
Jess ve Nicholas arasındaki elektrik kaçmadı gözümden.
Ama iki adet 'aşk acısı' çeken arkadaşın ilişkisinin başka bir boyuta ulaşması zor,kırılgan,sancılı oluyor.
O yüzden muhtemel kavgalar beni şimdiden heyecanlandırıyor.
----------------------------------------------
Neyse şimdilik bu kadar zaten 3 bölümcük izledim.
 Peki ya mavi ve kırmızının bütünleşmesi. Adımı Jess yaparsam şaşırmayın.
Uykumu düzene sokabilmek adına dün erken yattım. Uyumak için tam 1345 tane turna kuşu origamisi yaptım. Koyun saymaktan daha kolay ve etkili.
Sabah 1 dilim ekmek ve 2 kibrit kutusu büyüklüğünde peynir yedim.
Hotmail hesabımdaki 645 maili sildim.
Sims2 'nin inmesine 'sonsuz' varmış. "kaldı" yazıyor valla. Artık ömür boyu inmeyecek bir dosyam var. 


Yazı karakteri değişti ya. Tam 6 dakikadır uğraşıyorum aman kalsın. Her boşluk bırakmada 
düzeltecek olsaydım teheey.


Ezberlemem gereken 2 sayfa Lady Macbeth tiradı var. Ve bunun yanında ezber yapmam 
gereken 'Kahvede Şenlik Var' tiradı ve Venedik Taciri 'Shylock' tiradı. Ve muhtemelen ben 46 saattir geçiştiriyorum bunları. 


Ne kadar aritmetik yaşadığımı farkettiniz mi? Fazlası eksiği yok. Her şey belli. 
Duygusu az,sayısını yaz. Bu da teması.




Ağzına vururum kadın. Gözünü oyarım. ÇÜNKÜ ÇOK KISKANIYORUM.
Ve beğendiğimi her yerde yazıyorum ki erkekler gelip bana 'Adriana var ya offf beee ne güzel kadın' diye üstelemesinler. BİLİYORUZ BE! Sen yinede beni beğen yani değil mi. HİÇ!
Saçlarıma çiçek takmak.. vazgeçtim saçlarıma çiçekler taksın istiyorum.
Dekan odasında Suat Hoca'yı görmek ve "iyiki geldiniz özlemiştik" demeyi istiyorum.
Kusana kadar süt ve domates suyu içmek,kusmanın hastalıktan değil çok içmekten olduğuna sevinmeyi istiyorum.
Nefret ettiğim şeyleri sevmesem de onlara alışabileceğimi anlamak istiyorum.
Tekrar fotoğraf çekmeyi isteyeceğimi hissetmek istiyorum.
geç gelen ergenlik kendini böyle gösteriyor işte. şu saçı boyamaktan ömrümden 10 yıl gitmiştir. sonra sıkıldım ve bu saçı küt kestirip siyaha boyadım. 
Okula gitmeyeceğime karar verdiğim şu dakikalar içinde bilgisayarımdaki 'amaçsız' fotoğraf albümünü buldum.
YA durun paylaşacağım bir kısmını.
Eh bu çok amaçsız sayılmaz. 'Kemerli burun ne demek' sorusuna görüntülü cevap işte.
YA İSTESEM ne de güzel olabilirmişim. Ölürsem gazeteye bu fotoğrafı verin. Göz gönül açılsın.
Ne güzel komşumuzdun sen 'makinesi olmayanlara sunulan imkan kameralı telefon' abla.

28378264 saattir sağa döndürmeye çalışıyorum. Aslında dönük ama burada olmuyor ne bileyim. Anlamsızlığın alası bu kolajda. Göz kolye babet üçlüsü at avrat silah üçlüsünü döver.
Bugün uzun bir aradan sonra tekrar Sims oynamak istedim ve o cancağızım ilk versiyonunu indirdim.
(çünkü onun para hilesi hala aklımda- ctrl shift c klapaucius)
Neyse son sürat evdir havuzdur inşa ettim dayadım döşedim.
Kocamın adını önce Alfonso yaptım,sonra sıkılıp Paul'e çevirdim. Yabancı hayranlığım olduğundan değil de şimdi bir isim koyarım,biri bilgisayarımda bunu görür 'aaaa yoksa bıdıbıdıyla mı evlilik hayalin var' falan hiç uğraşmayayım dedim. (eminim herkes de benim bilgisayarımı ele geçirse ilk olarak sims kocamın ismine bakardı)
Yalnız farkında olmadan soyadımı-kocamın soyadını Arıkan yapmıştım. Nasıl bir dominantlıksa artık.
Eskiden daha katlanılabilirdi bu oyun. Şimdi zoruma gidiyor komşunun gelip senin havuzuna girmesi yok efendim tuvaletini kullanması falan. Bir de slip mayo giymiş gelmiş evimin içinde tövbe tövbe.
Neyse onu bunu hallettim komşuları tek tek kovdum. Evi temizledim falan da ben bu oyunda en çok fırından çıkan yangında eğleniyordum. Onu bir türlü başaramadım. Hayır bu sonradan imkansız hale falan mı geldi anlamadım,para hilesi hala duruyor oysa.
Bunu bağlayacak hiçbir yer yok. Sadece yazmak istedim. Ayrıca probisi çok özledim ve pamuk şeker tadında bir süt çıkmış çok sevdim. Okul öncesi sendrom yükleniyor __________ nasıldı ayol o?!
Hepimiz bir erkeğin ahmakça davrandığında, bizden hoşlandığı anlamına geldiğine inanmaya programlanmışız.
Siz insanları anlamak mümkün değil, sizi almak için geliyorum ama kalmak istiyorsunuz, kalmanıza izin veriyorum ve siz gitmek istiyorsunuz.
"Kadın" formu bana yakışmıyor. Uymuyor işte neresinden çekersem çekeyim bir boşluk kalıyor. Kıskançlığı çeksen gurur açıkta,kaprisi itsen romantizm dorukta. Buna en uygun kelime "eğreti" sanırım.


Evet evet ben kız çocuğu olarak kalmalıyım,insanlar hayatıma müdahale etmeli. En kötü huyum küsmek ve kusmak olmalı. İşte ancak o zaman "eğlenceli" tanımlaması baki kalacak. Mutsuz ama "iyi" olacağım. Kırgın ama "unutuveren" kalacağım akıllarda.


Gerisi bomboş bir teferruat,aynı çocukların bilmediği bir kelime gibi; "teferruat"
Bazen gel desen gelecek kadar güçlü oluyorum da şu yazılara etiket eklemeye üşeniyorum.
yaz ve virgül ve boşluk ve yaz ve.... geleyim mi ya?
bilgisayarımda ne aradığına dair fikrim yok. işaret mi. küfür mü. 
YA NE BU.

Size Zeynep Ortaç'tan "Binlerce Anakin Var" isimli şarkıyı armağan ediyorum.
"Dünyanın yaşayan en yaşlı oyunculuk eğitmeni olarak diyebilirim ki, 'Kibarlığı s*keyim!'"
Sanford Meisner
2 gün önce yani bilgisayarımın servisten gelmediği 2874873. günün akşamı elektrik kesildi. Allahım gel diyoruz yok,küsüyoruz yok. (bak gelsende ben açmayacağım artık tamam mı seni kullanmayacağım yarım saat sonra gelmezsen vs). Ne yapalım diye düşünürken annemle her elektrik kesintisinde oynadığımız 'kelimenin son hecesiyle kelime türetme' oynamaya karar verdik. Şimdi size yorumsuz olarak bazı dialogları vereceğim;

Annem: mümin.. 
Ben: ııı minnoş
Annem: noştad!
Ben:?!! o ne anne ya. 
Annem: ya siz gitmiştiniz ya Almanya'da.
Ben: ANNE O NEUSTADT YAAA.
Annem: olsun noş'la başlıyor işte devam et.
---------------------------------------------

Ben: Nergis
Annem: GİSTAMONU ehelahehaelhe.
Ben: ......

---------------------------------------------

Ben: Gizem!
Annem: ZEMZEM hohahağ olsun var işte devaaam.
.....

---------------------------------------------
Ben: Yemin
Annem: Mintaxla canım mintaxlaaa

---------------------------------------------

Ben: Mevsim
Annem: Iııı ne bileyim simli her şeyi söyledim
AHA BULDUM DUR: SIMPSON!
---------------------------------------------
Bu diyaloglar geçerken ne halde olduğumu bilemezsiniz. Bir gün elektrik kesildiğinde bize gelmeniz lazım.
Ama noktayı ben koydum. Boş durur muyum buyrun;

Annem: Mektup
Ben: Tupac
Annem: O ne be uydurma
Ben: Ya anne rap müziğin ilahı görülüyor varya işte tupak tupak.
Annem: AY İYİCE SAÇMALADIN NE UYDURUKÇUSUN YA O SAYILMAZ Kİ.


ALLAHTAN YORUMSUZ DEDİM BU ARADA.









Eğer seni sevmeseydim,


Bunu bilirdin.
Mutsuzum ama iyiyim sorun yok.
Doğru değil mi? Sen yine de tersini yap.
Bende bu şans varken Leyla olsam Mecnun gay,Şirin olsam Ferhat biseksüel falan olurdu. Şimdi neyleyim ben böyle özgürlüğü.
Mükemmel olmak istemiyorum,gitme istiyorum.
Git dediğinde giden adam yıllar sonra karşına çıkıp 'çaba,emek' gibi şeylerden söz ederse tüküre tüküre gül ya.
Hatta tekmeleye tekmeleye,karnına doğru.
Fon müziği:  Overload





Tanrım şu güzelliğe bak. Ne Adriana ne Angelina. Altın oran şaheseri.




















Peki ya Brad'den Kıvanç'a herkesi kıskandıran şu yakışıklılık. Tavırların sevimliliğine lafım bile yok.
Tatil(!)den döndüm. bilgisayarım serviste ve muhtemelen aramızda şu geyik geçecek;
''sevgili bilgisayar,sen bu satırları okurken ben çok uzaklarda olacağım..''
-O olmaz bu olmayacak derken içimdeki çekim yasası şövalyesi yaptı yapacağını. Neyse ekimde dediğim eğitim yarın itibariyle başlıyor. Alışana kadar problem yaşayabilirim Bahçeşehir-Kalamış arası ama umrumda değil. Cumartesi akşamları ilk kahramanım Esoş'un evinde kalacağım. Yarın pijama partisi yapmayı düşünüyoruz hatta. Ben tahmini 7-8 yaşlarındayken onunla Aynalı Tahir dizisinden sahneler canlandırırdık. Kakılmış ve İtilmiş bile olduk. Şimdi o oyuncu. Belki bende olurum. Ve o zaman ''ben küçükken bıddırık bıddırık'' diye anlatmaya başlarım. Çok uzattım bu pasajı.
-İnsan hayallerinin peşinden giderken ''yüzsüzlük'' ve ''samimiyet''in ayrımını yapabilmeli. Gerisi kendiliğinden geliyor.
-Boyoz yemeyi çok ama çok özlemişim. 3 gündür aralıksız her öğün yiyorum.
-Çilek şarabı yeni sevgilim. En azından benim gibi ''sarhojjjj'' olanlar için ideal.
-Söylenen sözleri unutuyorum. Küfürleri bile. Ama bana hissettirilen şeyi unutmak zor ya. En azından ''daha bıdı bıdı'' hissedemeyeceğimi anlıyorum. Bu da 21.yy polyannası. Neyse
-Yazmak istediğim çok şey varken elim hep kaydı yayınla'ya gidiyor. Bir an önce gideyim istiyorum. Blogumu o kadar çok gizledim ki daha fazlasına ne hacet. Elinin dilinin kemiği olsun zeynep.
-Bana sarılır mısın?
-Hafta sonları Dialog'a gideceğim ve Ara Güler fotoğraf eğitimini ne yapacağımı bilmiyorum. Aynı anda iki farklı yerde ola..... tamam.
-Ne garip. 3 saat ağlıyorsun diyelim. 1.5 saat üzgün olduğun için,geri kalanı mutlu olduğun. Şimdi sonuç ne yani. Bunun gibi şeyler işte. Mutlusun ama birazı ondan biraz bundan. Üzgünsen birazı o birazı bu. Hayatı bile toplama yaşıyoruz. Rahatsız mıyım? biraz evet biraz hayır.
-Bir süre daha yokum.Bunları hep kendime söylüyorum zaten. Heeey bilinçççç seninle uğraşamayacağım tamam mı.
-61
Zaten her ilişkide bir taraf daha çok sever,aşık olur,düşünür vs.
Hayır hayır bu umutsuz bir yazı değil.
Gördüğümüz,bildiğimiz mükemmel ilişkilerde var.
Çünkü onların şu yukardaki değerlerinin farki daha az.
Umutsuz olmayacak demiştim.
Umarım herkes aradaki farkın hissedilmeyecek kadar küçük olduğu o ilişkilerde hep seven ve sevilen taraf olur.
"Ne olabilir ki en fazla ölürsün" den fazlası da var;
"Ne olabilir ki en fazla sevdiğin biri ölür".
"hani olur ya. leyla ferhat'ı sever. ferhat'ın haberi yoktur, şirin'le ilgileniyordur. leyla delicesine aşık ama ve bekler, bekler. gün olur, leyla ve ferhat birleşir. ferhat da seviyordur artık. zaman geçer, zaman geçer.. leyla ferhat'ı bırakır. neden ya?"


o zamanlar dikkat etmemişim. 
oysa ne kadar doğru.
Akşam 9da otobüsümüz vardı. Bilirsiniz otobüs yolculuklarını (gece) ne kadar sevdiğimi.
3 kedim olduğunu da bilirsiniz. Her şey hazırdı. Bir tanıdığımıza emanet edecektik onları. 2sini koyduk seyahat çantasına. Ama içlerinde en mülayim olanı Zeynep kıyameti kopardı. Halbuki sabah taşıma çantasına girip uyumuştu. Annemin ve benim kollarımızı anlatmaya kelimeler yetmez. Çizikler,yarıklar,delikler ne ararsan. Tıslamalarını ve bademciklerini görmemi anlatmayacağım. Her yakaladığımızda bizden de birer parça götürdü. Ama evlat işte. Aramadığım veteriner kalmadı. Hani şu 7/24 acil olanlardan. "Sahibini tırmaladıysa bizi napar abla" cevabı beni tatmin etti mi? ETTİ. Bir daha veterinerleri son çare olarak görmemem gerektiğini anladım. "Abla bizde sakinleştirici mama var yollayayım mı". Ulan dangalak mama yiyecek kadar sakin olsa sana ihtiyacımız olmazdı zaten. Koltuk arkaları,yatak altları süründüm. Allah sizi inandırsın göbeğime bez bağlasanız evi temizlemiş olurdum. Hem kollarım hem içim parçalanıyor. Ama yapacak bir şey yok tabi. Altına bile yaptı korkudan. Ya böyle anlatıyorum da "ama hallettik şimdi otobüsteyim"e bağlayacağımı düşünmeyin. Biletleri açığa almak zorunda kaldık. Artık Zeynep hanım ne zaman o seyahat kutusuna gireer,o zaman biz yolcu. Bu yazıyı okuyan insanların %80i gibi sen de "belliydi başına bi iş geleceği,ne gereği var 3 kedinin" diyorsun değil mi? Ama işte ben böyle olduğum için bu yazıyı sonuna kadar okudun ve yorum yapabiliyorsun kendince. İstemesem yapamazdın. Ve sonuç şu ki; parçalanan kollarımla yazdığım bu yazının ardından ben yine fedakarlıkta bulunacağım. Sen de bana sövmeye ve 'müstahak' demeye devam edebilirsin.
Boğaziçi Caz Korosu,dünya müzik olimpiyatı okey. iyiler tamam. sponsorları yoktu evet,üzülmüştüm.
ULAN BİZ BU YARIŞMANIN TEE 3. SENESİNDE GÜMÜŞ MADALYAYLA DÖNDÜK.
Bizim de yoktu sponsorumuz. Ben de istiyorum pohpohlanmayı. BEN ÖDÜLÜMÜ BİLE ALAMADIM.
Tık tık atıyor ya. Cv'me yazayım bari. YAZACAĞIM VE ÖNEMSENECEĞİZ EY ESKİ GÜZEL KOROM.


BÜYÜT BÜYÜT 


Çek Cumhuriyeti-Olomouc'da düzenlenenden de altın madalyayla döndük,unuttum bak.
 peki sor madalyan nerde diye. ALAMADIM YİNE ALAMADIM!!!!
Her şey bir fotoğrafla başladı. 
The Ring geri dönüyor...






                                                                             Hahah şaka şaka negatif tararken ışığı yanlış yere kurdum.
Bugüne kadar hiçbir aktör için ölüp bitmedim. Yani beğenirim de eh.
Ama açık ara tüm kusurlarıyla sevdiğim tek aktör;




Paul,gel bebeğim Vancouver'a dönelim.
Anne baba ve iki çocuk. Bir aile. Arabada bir kız çocuğu var,o kadar ağlıyor ki farkedilmemesi mümkün değil.
Araba yol kenarında duruyor. Kız arabadan iniyor.
Şunu duyuyor;
"taksiyle gidersin"
Oysa en azından şunu duyabilirdim diyor;
"ağlamışsın,taksiyle gidersin"
Araba yine var,anne baba ve iki çocuk da. Bakıyorsun hiçbir şey değişmemiş. Araba gidiyor,aile gidiyor.
Kız ağlıyor.
Sevdiğim şeylerle önce ben dalga geçiyorum galiba ya. Güldüm sonuçta buna. Hep gülüyorum ama seviyorum da.
Léon 



                                  Corpse Pinocchio. yersen.
Kadının düşmanı kadın. Erkeğin düşmanı "erkekten kadın".
Açayım;
-Abi boşver arama,yengenin siniri geçsin (o ara kadın telefon elinde sinirden eriyordur)
-Kanka gel ya biraz kafanı dağıt daha sakin konuşursunuz (o gece evde bitmez)
-Oğlum sen geeel,yenge bişi demez. (o yenge bişi demez evet,direk icraate girer kafa göz.)

Yani sonuca bakarsak erkeğin düşmanı kadın oluyor. Yani netice.
Ama aslında erkek. Yani hatice.
Erkekler neticeye mi haticeye mi (90 60 90 düşün)  bakar?

OĞLUM YANMIŞSINIZ SÖNDÜRENİNİZ YOK YA.
Babamın bana "caaan"(seslenme manasında),aile bireylerinin de cancan dediğini biliyor muydunuz.
Bir arkadaşımın blogundaki gönderiye yorum yaptım. Sonra baktım yok. "Aaa göndermemişim salak yea" dedim.  Az önce farkettim yanlış gönderiye yapmışım yorumu. Görmemiştir diye onun blog hesabına girip kendi yorumumu sildim sonra hesabından çıkıp doğru gönderiye aynı yorumu yapıştırdım.
Buradan o arkadaşı öpüyorum ve güvenini boşa çıkarmayacağıma and içiyorum! ama böyle yanlışlıklarda hesabındayım. hah!
-Sevgilim sana atkı örecektim ama önce mideni düşünmek istedim. 
Afiyet olsun beybi sıcak sıcak yersin.
Küçülünce böyle olacağım.
Hangi mecrada görgüsüzlük yapmadım derken aklıma geldin blogum bebeğim.

Evvet     BURAYA  tıklıyoruz beğendiğimiz fotoğrafı satın alıyoruz. Alıyoruz değil mi ey dostlar?! E-bay için hep paypal almışsınız bak,farmville kredisi alacağınıza sticker alın ya ilerde dersiniz ay bu gariban eskiden fotoğraf çekerdi diye. Ya da diğer ihtimal. Bak o daha ihtişamlı. Neyse neyse siz sayfada ARTİST yazdığına bakmayın gayet mütevazi olduğumu bilirsiniz (!) 
Öptüm. Alın.

Şu dizilerin kattığı yegane güzel şeylerden biri yani. Oh iyiki hatırladım.
"Vizesiz bikbik turları" yazan her siteye atlamam ve vizesiz'in "pasaportsuz" anlamına gelmediğini kavramama kaç puan verirsiniz dostlar.

Sevimli 6lı led lamba,canımsın. Ve bana yetiyorsun.


sen aşkı çiçek çiçek çiçek çiçek sanmışsın.
Ekim'de mükemmel bir yerde mükemmel bir eğitim. (Mükemmelliği burs yüzünden değil eheh)
İşte o zaman yazarım oraya buraya.
Madem yazacaksın niye şimdi böyle saçmaladın?
Ya ben dayanamıyorum. Çaba-kan-ter-gözyaşı. Şaka be o kadar da değil.
Zaten aman aman bir merak yaşadığınızı düşünmesem de böyle gizemli davranan ünlü taklidi eğlenceli.
(Projeler var değerlendiriyoruz efendim)
Beybi ne yapıyorsun suyun içinde?




E yani. O bilir beni.
Bu neden benim aklıma gelmedi diye çok düşündüm. O kadar kıskandım ki.








Arda Engin beni bul,senin beynini klonlayacağım.



Ağlamak istiyorum ama olmuyor diyen insanlar şu oyunu bir kere oynayın ya.
Hele o boğaza saplanışta oku çıkarmaya çalışması yok mu.
İçim parçalanıyor canım acıyor. 
Sonra continue diyorum ve fıççırıkk!






(Apple shooter)





Cemaate şimdiden girsem Tayyip bebeğim alır bunu bana. Uçağı içten fethetmek lazım. 
Uçakçık ayol.