Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bazen çok hırçın oluyorum. Sonra toparlanmaya çalışıyorum ve çok katı oluyorum.
Hep atlattım sanıyorum. Hayır öyle sanılmasını istiyorum. Ama anlaşılsın da istiyorum.
Aslında insanları 'değişken' diye tanımlarken bile ben değişiyorum.
Kaybetmeyi sevmiyorum ama kazandıklarıma da bakmıyorum.
Ve uzun süredir hırçın olduğumu farkedebiliyorum. Kızıyorum. Çünkü aslında atlatamadığımla yüzleşmek gururuma dokunuyor. Ayıpmış gibi. Çok değer verdiğim birinin tek lafıydı bunların nedeni. Sen de severdin,değer verirdin. Herkese olduğu gibi. Bu yüzden hiç güvenemedim bir daha.
O kadar canımı acıtıyor ki en ufak şeyler bile. Telefona gelen mesajlar,televizyon,afişler. Her gün önünden geçerken istem dışı seni aradığım okul. Sözler,söylemler,resimler,yazılar. Alibeyköy mesela.
İnsan bulamayacağını bile bile aramak istiyor. Sen de istedin. Ama yine ben kaybettim.
Sonra sağ bileğim. Suçluluk duyuyorum bazen. Yaşatmama gerek yok ki,zaten yaşıyor diyorum. Ve aklıma 'gitti' deyişlerim geliyor. Her sorana,soramayana. Uygun bir kalıp bulana kadar hep 'gitti' dedim.
Ama hiç 'bıraktı' demedim. Her şeyde buldun sen beni. Bir insanda,fotoğrafta,yazıda.
En son bir insanla geldin. Sonra öfkelendim. Avutmak için diye düşündüm. Sonra yine öfkelendim.
Ama onu dinledim. Dik başlı olsam da dinledim. Uyguladım ama öfkemi durduramadım. Belki kırdım,belki gitmiştir bilemiyorum.
Elbette yetinmeyi hep bildim,öğrettin. Bana her güzelliğin kriteri olarak gördüğün kişiyi bıraktın.
Ama sonuçta gittin. Ve ben gidenleri hiç sevmedim.
Sen hariç. Hırçın olduğumda göğsüne kıvrılıp masal isterdim. Hep keloğlan olurdu.
Ve ben bu pazar yine hırçın olacağım. Sonra gözlerimi kapatacağım. Sen masal anlatırken ben hiç ama hiç ağlamayacağım. Ama artık çöven otunun çorbasının yapılmayacağını biliyorum. Yine de inanacağım. Ve hala benimle olduğunu bilsem de, yine de anacağım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder