Tekrar fotoğraf çekmeyi isteyeceğimi hissetmek istiyorum.
geç gelen ergenlik kendini böyle gösteriyor işte. şu saçı boyamaktan ömrümden 10 yıl gitmiştir. sonra sıkıldım ve bu saçı küt kestirip siyaha boyadım. 
Okula gitmeyeceğime karar verdiğim şu dakikalar içinde bilgisayarımdaki 'amaçsız' fotoğraf albümünü buldum.
YA durun paylaşacağım bir kısmını.
Eh bu çok amaçsız sayılmaz. 'Kemerli burun ne demek' sorusuna görüntülü cevap işte.
YA İSTESEM ne de güzel olabilirmişim. Ölürsem gazeteye bu fotoğrafı verin. Göz gönül açılsın.
Ne güzel komşumuzdun sen 'makinesi olmayanlara sunulan imkan kameralı telefon' abla.

28378264 saattir sağa döndürmeye çalışıyorum. Aslında dönük ama burada olmuyor ne bileyim. Anlamsızlığın alası bu kolajda. Göz kolye babet üçlüsü at avrat silah üçlüsünü döver.
Bugün uzun bir aradan sonra tekrar Sims oynamak istedim ve o cancağızım ilk versiyonunu indirdim.
(çünkü onun para hilesi hala aklımda- ctrl shift c klapaucius)
Neyse son sürat evdir havuzdur inşa ettim dayadım döşedim.
Kocamın adını önce Alfonso yaptım,sonra sıkılıp Paul'e çevirdim. Yabancı hayranlığım olduğundan değil de şimdi bir isim koyarım,biri bilgisayarımda bunu görür 'aaaa yoksa bıdıbıdıyla mı evlilik hayalin var' falan hiç uğraşmayayım dedim. (eminim herkes de benim bilgisayarımı ele geçirse ilk olarak sims kocamın ismine bakardı)
Yalnız farkında olmadan soyadımı-kocamın soyadını Arıkan yapmıştım. Nasıl bir dominantlıksa artık.
Eskiden daha katlanılabilirdi bu oyun. Şimdi zoruma gidiyor komşunun gelip senin havuzuna girmesi yok efendim tuvaletini kullanması falan. Bir de slip mayo giymiş gelmiş evimin içinde tövbe tövbe.
Neyse onu bunu hallettim komşuları tek tek kovdum. Evi temizledim falan da ben bu oyunda en çok fırından çıkan yangında eğleniyordum. Onu bir türlü başaramadım. Hayır bu sonradan imkansız hale falan mı geldi anlamadım,para hilesi hala duruyor oysa.
Bunu bağlayacak hiçbir yer yok. Sadece yazmak istedim. Ayrıca probisi çok özledim ve pamuk şeker tadında bir süt çıkmış çok sevdim. Okul öncesi sendrom yükleniyor __________ nasıldı ayol o?!
Ne güzel denk geldi.
Hepimiz bir erkeğin ahmakça davrandığında, bizden hoşlandığı anlamına geldiğine inanmaya programlanmışız.
Siz insanları anlamak mümkün değil, sizi almak için geliyorum ama kalmak istiyorsunuz, kalmanıza izin veriyorum ve siz gitmek istiyorsunuz.
"Kadın" formu bana yakışmıyor. Uymuyor işte neresinden çekersem çekeyim bir boşluk kalıyor. Kıskançlığı çeksen gurur açıkta,kaprisi itsen romantizm dorukta. Buna en uygun kelime "eğreti" sanırım.


Evet evet ben kız çocuğu olarak kalmalıyım,insanlar hayatıma müdahale etmeli. En kötü huyum küsmek ve kusmak olmalı. İşte ancak o zaman "eğlenceli" tanımlaması baki kalacak. Mutsuz ama "iyi" olacağım. Kırgın ama "unutuveren" kalacağım akıllarda.


Gerisi bomboş bir teferruat,aynı çocukların bilmediği bir kelime gibi; "teferruat"
Bazen gel desen gelecek kadar güçlü oluyorum da şu yazılara etiket eklemeye üşeniyorum.
yaz ve virgül ve boşluk ve yaz ve.... geleyim mi ya?
bilgisayarımda ne aradığına dair fikrim yok. işaret mi. küfür mü. 
YA NE BU.

Size Zeynep Ortaç'tan "Binlerce Anakin Var" isimli şarkıyı armağan ediyorum.
"Dünyanın yaşayan en yaşlı oyunculuk eğitmeni olarak diyebilirim ki, 'Kibarlığı s*keyim!'"
Sanford Meisner
2 gün önce yani bilgisayarımın servisten gelmediği 2874873. günün akşamı elektrik kesildi. Allahım gel diyoruz yok,küsüyoruz yok. (bak gelsende ben açmayacağım artık tamam mı seni kullanmayacağım yarım saat sonra gelmezsen vs). Ne yapalım diye düşünürken annemle her elektrik kesintisinde oynadığımız 'kelimenin son hecesiyle kelime türetme' oynamaya karar verdik. Şimdi size yorumsuz olarak bazı dialogları vereceğim;

Annem: mümin.. 
Ben: ııı minnoş
Annem: noştad!
Ben:?!! o ne anne ya. 
Annem: ya siz gitmiştiniz ya Almanya'da.
Ben: ANNE O NEUSTADT YAAA.
Annem: olsun noş'la başlıyor işte devam et.
---------------------------------------------

Ben: Nergis
Annem: GİSTAMONU ehelahehaelhe.
Ben: ......

---------------------------------------------

Ben: Gizem!
Annem: ZEMZEM hohahağ olsun var işte devaaam.
.....

---------------------------------------------
Ben: Yemin
Annem: Mintaxla canım mintaxlaaa

---------------------------------------------

Ben: Mevsim
Annem: Iııı ne bileyim simli her şeyi söyledim
AHA BULDUM DUR: SIMPSON!
---------------------------------------------
Bu diyaloglar geçerken ne halde olduğumu bilemezsiniz. Bir gün elektrik kesildiğinde bize gelmeniz lazım.
Ama noktayı ben koydum. Boş durur muyum buyrun;

Annem: Mektup
Ben: Tupac
Annem: O ne be uydurma
Ben: Ya anne rap müziğin ilahı görülüyor varya işte tupak tupak.
Annem: AY İYİCE SAÇMALADIN NE UYDURUKÇUSUN YA O SAYILMAZ Kİ.


ALLAHTAN YORUMSUZ DEDİM BU ARADA.









Eğer seni sevmeseydim,


Bunu bilirdin.
Mutsuzum ama iyiyim sorun yok.
Doğru değil mi? Sen yine de tersini yap.
Bende bu şans varken Leyla olsam Mecnun gay,Şirin olsam Ferhat biseksüel falan olurdu. Şimdi neyleyim ben böyle özgürlüğü.
Mükemmel olmak istemiyorum,gitme istiyorum.
Git dediğinde giden adam yıllar sonra karşına çıkıp 'çaba,emek' gibi şeylerden söz ederse tüküre tüküre gül ya.
Hatta tekmeleye tekmeleye,karnına doğru.
Fon müziği:  Overload





Tanrım şu güzelliğe bak. Ne Adriana ne Angelina. Altın oran şaheseri.




















Peki ya Brad'den Kıvanç'a herkesi kıskandıran şu yakışıklılık. Tavırların sevimliliğine lafım bile yok.
Tatil(!)den döndüm. bilgisayarım serviste ve muhtemelen aramızda şu geyik geçecek;
''sevgili bilgisayar,sen bu satırları okurken ben çok uzaklarda olacağım..''
-O olmaz bu olmayacak derken içimdeki çekim yasası şövalyesi yaptı yapacağını. Neyse ekimde dediğim eğitim yarın itibariyle başlıyor. Alışana kadar problem yaşayabilirim Bahçeşehir-Kalamış arası ama umrumda değil. Cumartesi akşamları ilk kahramanım Esoş'un evinde kalacağım. Yarın pijama partisi yapmayı düşünüyoruz hatta. Ben tahmini 7-8 yaşlarındayken onunla Aynalı Tahir dizisinden sahneler canlandırırdık. Kakılmış ve İtilmiş bile olduk. Şimdi o oyuncu. Belki bende olurum. Ve o zaman ''ben küçükken bıddırık bıddırık'' diye anlatmaya başlarım. Çok uzattım bu pasajı.
-İnsan hayallerinin peşinden giderken ''yüzsüzlük'' ve ''samimiyet''in ayrımını yapabilmeli. Gerisi kendiliğinden geliyor.
-Boyoz yemeyi çok ama çok özlemişim. 3 gündür aralıksız her öğün yiyorum.
-Çilek şarabı yeni sevgilim. En azından benim gibi ''sarhojjjj'' olanlar için ideal.
-Söylenen sözleri unutuyorum. Küfürleri bile. Ama bana hissettirilen şeyi unutmak zor ya. En azından ''daha bıdı bıdı'' hissedemeyeceğimi anlıyorum. Bu da 21.yy polyannası. Neyse
-Yazmak istediğim çok şey varken elim hep kaydı yayınla'ya gidiyor. Bir an önce gideyim istiyorum. Blogumu o kadar çok gizledim ki daha fazlasına ne hacet. Elinin dilinin kemiği olsun zeynep.
-Bana sarılır mısın?
-Hafta sonları Dialog'a gideceğim ve Ara Güler fotoğraf eğitimini ne yapacağımı bilmiyorum. Aynı anda iki farklı yerde ola..... tamam.
-Ne garip. 3 saat ağlıyorsun diyelim. 1.5 saat üzgün olduğun için,geri kalanı mutlu olduğun. Şimdi sonuç ne yani. Bunun gibi şeyler işte. Mutlusun ama birazı ondan biraz bundan. Üzgünsen birazı o birazı bu. Hayatı bile toplama yaşıyoruz. Rahatsız mıyım? biraz evet biraz hayır.
-Bir süre daha yokum.Bunları hep kendime söylüyorum zaten. Heeey bilinçççç seninle uğraşamayacağım tamam mı.
-61
Zaten her ilişkide bir taraf daha çok sever,aşık olur,düşünür vs.
Hayır hayır bu umutsuz bir yazı değil.
Gördüğümüz,bildiğimiz mükemmel ilişkilerde var.
Çünkü onların şu yukardaki değerlerinin farki daha az.
Umutsuz olmayacak demiştim.
Umarım herkes aradaki farkın hissedilmeyecek kadar küçük olduğu o ilişkilerde hep seven ve sevilen taraf olur.
"Ne olabilir ki en fazla ölürsün" den fazlası da var;
"Ne olabilir ki en fazla sevdiğin biri ölür".