ABD'de yapılan bir araştırmaya göre en çok talep gören siteler 'google,wordpress,adobe' şeklinde gidiyor. 18 yani son sırada ise Facebook var.
Üzülmeyin bizde de ilk sıra google dir. Ama son 5 gündür ve şu şekilde;
'twitter hilal cebeci','hilal cebeci panpiş','hilal memeci'.
Olmuyor değil yani.
Yıllar önce bir çocuğu sevmiştim. O da beni severdi bilirdim. Ama hiç söylemedik. Aynı sınıfta olmamızdan öte sınıftaki 'kolejliler' ayrımı yüzünden korkardım. Ben fen bilgisi hocasının nefret ettiği bir asosyaldim. 2 samimi arkadaşım vardı. Diğerleri gırgır şamata. Aslında hala öyle. Her düşük notta 'kağıdıma bakmak istiyorum' yiğitliği yapan bir kahramandım kendi çapımda. En yüksek notu da fen bilgisinden alırdım,ama kağıdımın 2.kontrol edilişinde. Geçen sınıf yıllığımızı buldum. Okul yıllığı dışında bir cd ye hazırlamıştık. Sınıfın 'en'leri bölümünde ben 'en edebi' seçilmiştim düşünün.
Her neyse,izleyince o çocuğu hatırladım. Resim derslerinde hemen önümdeki sıraya otururdu. O zaman çok heyecanlı gelirdi bu. Gizlendiğimizi ve birbirimizi sevdiğimizi resimlerle anlattığımızı falan düşünüyordum muhtemelen. Olabilirdi de. Velhasıl kelam ben yine ne olduğunu kestiremeyen birinden hoşlanmıştım. 7imde neysem. Arkadaşlarının yanında beni yerin dibine sokan çocuk,resim derslerinde adeta Leonardo Da Vinci oluyordu. Bir gün tak etti ve onunla konuşmamaya karar verdim. "Beni seviyorsa cesur olsun hallah hallah" modunda her resim dersinde döndüm popomu. Şu hayatta dayanamadığım bir şeydir düşünce kokan hareketler. Resimler yaptı,telefonumun pin kodunu ismin yaptım dedi (bu o zamanlar çok düşünce kokuyordu)
Konuşmadım. Öylesine inat ettim ki okul bittikten hemen sonra çektim yurtdışına gittim.(bu çok havalı bir şey değil,akraba rulez). Normalde 1 hafta dayanamadığım insanların yanında kaldım 2 ay. Çok güçlü hissediyordum,istikrarlı,kendinden emin. Bir de en yakın arkadaşıma bile anlatmadığım için gizemli görüyordum bunu. Bir gün gelecek ve karşılaşacağız sonra ben ona "ben seni unuttum şekerim" diyip gidecektim.
Hiç karşılaşmadık,bunu idrak etmem 3 hafta sürdü. Acı çektim ve o insanların yanında daha da içime kapandım. Kaburgalarım çıkana kadar ağladım.
O da gitmişti. "Kaza,ağır,bilmiyorum,defnettik"
Giderken "görüşürüz" bile demediğim için kendimi suçladığım dahi oldu. Görüşemeyecektik çünkü ben hiçbir şey söylememiştim.
Aylar sona internette bir anı sayfası açtılar onun için. Hep yazdım. Beraber yaptığımız bir resimde sayfanın sağ alt köşesine isimlerimizden yaptığı bir kombinasyon vardı. Onu rumuz olarak kullandım.
Şimdi üzerinden yıllar geçti. Birinden gitmenin tüm herkesten gitmeyi beraberinde getireceğini bilseydim.. Belki de yine aynısını yapardım. Ama veda ederdim. Bu yüzden önemsiyorum sanırım vedaları. Hemde hiç sevmeden.
Ve bilmelisin ki,
Telefonumun pin kodunu hala değiştirmedim güzel çocuk.
Her neyse,izleyince o çocuğu hatırladım. Resim derslerinde hemen önümdeki sıraya otururdu. O zaman çok heyecanlı gelirdi bu. Gizlendiğimizi ve birbirimizi sevdiğimizi resimlerle anlattığımızı falan düşünüyordum muhtemelen. Olabilirdi de. Velhasıl kelam ben yine ne olduğunu kestiremeyen birinden hoşlanmıştım. 7imde neysem. Arkadaşlarının yanında beni yerin dibine sokan çocuk,resim derslerinde adeta Leonardo Da Vinci oluyordu. Bir gün tak etti ve onunla konuşmamaya karar verdim. "Beni seviyorsa cesur olsun hallah hallah" modunda her resim dersinde döndüm popomu. Şu hayatta dayanamadığım bir şeydir düşünce kokan hareketler. Resimler yaptı,telefonumun pin kodunu ismin yaptım dedi (bu o zamanlar çok düşünce kokuyordu)
Konuşmadım. Öylesine inat ettim ki okul bittikten hemen sonra çektim yurtdışına gittim.(bu çok havalı bir şey değil,akraba rulez). Normalde 1 hafta dayanamadığım insanların yanında kaldım 2 ay. Çok güçlü hissediyordum,istikrarlı,kendinden emin. Bir de en yakın arkadaşıma bile anlatmadığım için gizemli görüyordum bunu. Bir gün gelecek ve karşılaşacağız sonra ben ona "ben seni unuttum şekerim" diyip gidecektim.
Hiç karşılaşmadık,bunu idrak etmem 3 hafta sürdü. Acı çektim ve o insanların yanında daha da içime kapandım. Kaburgalarım çıkana kadar ağladım.
O da gitmişti. "Kaza,ağır,bilmiyorum,defnettik"
Giderken "görüşürüz" bile demediğim için kendimi suçladığım dahi oldu. Görüşemeyecektik çünkü ben hiçbir şey söylememiştim.
Aylar sona internette bir anı sayfası açtılar onun için. Hep yazdım. Beraber yaptığımız bir resimde sayfanın sağ alt köşesine isimlerimizden yaptığı bir kombinasyon vardı. Onu rumuz olarak kullandım.
Şimdi üzerinden yıllar geçti. Birinden gitmenin tüm herkesten gitmeyi beraberinde getireceğini bilseydim.. Belki de yine aynısını yapardım. Ama veda ederdim. Bu yüzden önemsiyorum sanırım vedaları. Hemde hiç sevmeden.
Ve bilmelisin ki,
Telefonumun pin kodunu hala değiştirmedim güzel çocuk.
Annemle film ararken Xəzər kanala denk geldik.
Mövzu duzlaşmaydı. Kadın bir komşumuza benzeyen adama sülük tedavisi yapılıyordu.
Hemen yanı başındaki tezgahta da et ve böğürtlen. Alişan'a benzettiğimiz bir adam şarkı söyledi.
Birini de küçük iboya benzettik.
Bunların hiç biri garibimize gitmedi de,duzlaşma bunun neresindeydi ona şaşırdık.
Yani işte annem sonuçta. Evde sıkılıyor musun? sorunuza cevap aldığınızı duyar gibiyim.
Kodak EktaChorome – çok yeşil
Fujifilm Velvia 50 – yeşil ve biraz mavi
Fujifilm velvia 100 – çok kırmızı ve biraz sarı
Fujifilm sensia 400 – mavi ve yeşil
Fujifilm sensia 100 – kırmızı
Fujifilm Provia 400 – yeşil ve sarı
Konica Centuria 100 – küçük renk sapması
Bu işime yarayacak. Kalsın bi köşede.
Dia film kontrast ipuçları.
İlgilenen varsa copy-paste.
Fujifilm Velvia 50 – yeşil ve biraz mavi
Fujifilm velvia 100 – çok kırmızı ve biraz sarı
Fujifilm sensia 400 – mavi ve yeşil
Fujifilm sensia 100 – kırmızı
Fujifilm Provia 400 – yeşil ve sarı
Konica Centuria 100 – küçük renk sapması
Bu işime yarayacak. Kalsın bi köşede.
Dia film kontrast ipuçları.
İlgilenen varsa copy-paste.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


