Bu gadget'ta bir hata oluştu

Keşke bana bir hikaye yazmak yerine bir masal anlatsaydın. Hikayelerin gerçekle bağlantısını unutmuşuz çünkü. Baksana hikaye de kötü bitti,biz de.


Ama üzülme,ben bizim için bir şato yaptım bile.
Sen devamını getirene kadar burada saklanabiliriz.


"Bundan sonra hayatıma girecek kişi bik bik bik" demek istemiyorum ama kesinlikle düşüncesiz olmalı.
Yalnız dikkat,odun demedim kişi dedim.
"Ne düşünüyorum bilmiyorum" değil. "Bunu hissettiğimden eminim".
Hatta "Bunu hissediyorum!"
Bugün eskileri düşünürken aklıma messenger adreslerim geldi. Bunu post yapmalıyım dedim ve buyrun;
Şuan kullandığım adres,ilk messenger adresim. Işıl (Aygül)' le almıştık çok iyi hatırlıyorum.
Daha sonra cansu_mvo_09@hotmail.com (mor ve ötesi) yaptım. Orta 1'de olmalıyım.
Ardından rock anlayışım daha sertleşti tabi. Hemen ardından cansu_dd@hotmail.com (demir demirkan) geldi.
Sıkı durun. huuust@hotmail.com  Bilmem yorum yapmama gerek var mı?!
Kelime oyunlarına girdiğim anlarda sankigibimsi@hotmail.com adlı adresim beni hayattan soğuttu. En azından şuan soğutuyor.
Bir ara "soulbourn" diye bir adres aldım. Hoşlandığım çocuğun messenger adresi soul'lu diye bi tarafımdan sıkmışım bunu da. Ama kullanmadım. Zaten ne saçma şey ya 'can çayı' gibi bir şey çıkıyor ortaya.
Neyse neymiş. Hepimiz teknolojiyi bir zamanlar yanlış anlamışız. Ben anlamışım valla. Ama çok keyifli iyiki de yapmışım oh.
Yarın sabah sınava gidecek olmama rağmen bugün hiçbir şey yazmamış olmak istemedim.

-Bir insana 'beni tanımamışsın' demek en kolay suçlandırma şeklidir. Ama eğer birini tanıyamamışsam bu benim suçum değil. Velev ki tanımamışım. Bu bir suç da değil zaten. Tanımadığım,tanıyamadığım bir sürü insan var ve hiç biri gelip 'sen beni tanımamışsın şlakkk' demiyor. (aslında fena olmazdı)
  Cinayet romanlarından,hatta hatta Agatha Christie'nin cinayet romanlarından hoşlanıyorsanız bu kitabı okuyun.
Kadın-erkek ilişkilerini bile çözümlemiş kadın tee o yıllardan. Biz hala vıdı vıdı.

Bu da kitaptan;
"this little piggy went to market.
this little piggy stayed at home.
this little piggy had roast beef,
this little piggy had none.
and this little piggy went "wee! wee! wee!" all the way home"

 Beş Küçük Domuz
              Kafam kadar güzel misin? adlı albümümü... Vazgeçtim bu albümün adı 'Yakışıklıyım' olsun.

       Henüz 1 yudum dahi içmediğimi belirtmeliyim. Fakat İbrahim Tatlıses'e dua şeklimiz bu ne yapalım.



Bak uyandım ve çok çirkin görünmüyorum. Sanırım gülümsüyorum sen henüz uyanmadığın için. Belkide bu hava.. Çok umutlu uyuyorsun. Belki de ben.. O kadar güzel uyuyorsun ki ayaklarımın üşümesini umursamıyorum. Duvarların beyazlığından da üşüyor olabilirim. Benden daha beyazlar inanır mısın?
Çok aptalım şuan yanımdasın. Elbette inanırsın.
Bugün hangi filmin kahramanları olsak onu düşünüyorum. Yalnız tek başıma yapamam bunu. Artık uyanman gerek.
Bu yeşil-mavi küçük köyde istediğimiz her şey olabiliriz. Turta olmayı istediğimi bilirsin. Ama o filmi artık kimse anlamıyor.
Clem olduğum günü hatırlıyor musun? Hayatımda gördüğüm en tatlı Joel'din. Hala hayatımda gördüğüm en tatlı kahramansın. Hatta hayatımda gördüğüm en tatlı "unutmuş" taklidi yapan kahramansın.
Yalnız itiraf edeyim Memento günü çok sıkılmıştım. Keşke her filmde eşit rollerimiz olsa. Belki bu sayede videonu veya fotoğrafını çekebilirdim. Ama o zaman da aptaldım.
İlerde çok paramız olursa bir kameraman tutabilir miyiz? Bizimle yaşasın istiyorum. Bizden biri olsun. Çünkü aradığımız şey bir çift mercek değil,bir çift göz. Bizi görebilecek. Sorgulamadan yasaklamadan.
O zaman bir okyanus kıyısında yaşayabiliriz. Söylesene bir film bile çekebiliriz değil mi?
Heyecanlandım ve bunları ben unutmadan duyman lazım. 'Eveeet' demeni çok özlüyorum. Kalbin gözlerinde atıyor o zaman. Ve ben bu kadar tatlı bir adam olduğun için kendimi şanslı hissediyorum.
-Günaydın
-Sana oje süreyim mi?
-Yeni uyandın kahvaltı?
-Rengini seçebilir miyim?
-Bahçede yiyelim mi?
-Seni çok seviyorum.
...

-Biz bugün kahraman olamayız. Çünkü "biz" değiliz farkettin mi?
-Biliyorum.. Sen olmak çok güzel. Kahraman yenmece oynayalım mı?
-Artık hiç kahramanımız kalmadı ki.
-Haklısın,hepsini yendik. Sen olmak hala çok güzel.
-Biliyorum..



Dipteyim,sondayım,depresyondayım..










Ehe şaka şaka. Hala masmavi bak gökyüzüü.
"Yazı şerefine uyku" diye bir şey yokmuş.
Fırtına öncesi sessizlik de yok zaten. Eğer kemirgenler beyninizde cirit atıyorlarsa yalnızca uğultu var.
Ayak sesleri. Hıçkırıklar. Uğultu.
Rahatsız edici şeyleri söküp atmak istediğimde korkuyorum ben.
Ne olduğu önemli değil,kim olduğu da. Önemli olan bunun sorumluluğunu almak.
Otobüste giderken hiç yola bakmam ben. Hep korkarım bir kedinin köpeğin ölüsünü göreceğim diye. Merhametimden mi? hayır. Çünkü sorumluluk alma korkum var.
Biliyorum ki gittiğim bir yeri kolay terkedemem.
Alıştığım bir insana git diyemem,gidemem.
Yani herkes gibi sevdiğimi öldürürsem,öldürdüğüm için ölürüm.
İşte bu yüzden bazen öyle pişman oluyorum ki "başlangıçlara".

Ama bu defa değilim.
Zaten hikayenin sonu da bu değildi.
Ve o kadar acıtır ki size bir kostüm biçilmesi..
" Heey kendıne gel benım de bır kışılığım var" dıyemezsınız.
Şefkat oyle yeter kı sıze, "aslında tek ıstedığım suratının ortasına yumruğu ındırmek" düşüncesını aklınıza bıle getırmezsınız.
Oyle uykusuz kalırsınız kı ertesı gun "ben pek uyumam zaten" dersınız,sırf kendınden bılmesın dıye.
Neyse sadede gelırsek;



Heey kendıne gel benım de bır kısılıgım var.
Aslında tek ıstedığım suratının ortasına yumruğu ındırmek.
Ve senın yuzunden uyuyamıyorum.

O kadar kızgınım yanı. Bu cıddı postumun serefıne bır ıkı saat uyuyacağım.
Bu 'ithaf' yazısı olsun. (tırnak işaretini bulamıyorum annemin bilgisayarında)
Çok güzel bir doğumgünü kutlaması aldım onun üzerine teşekkürüm bu olsun.
Kimseye kendimi anlatmayı sevmezken onunla konuşurken farkında olmadan 'ben şöyleyim böyleyim' diye başlıyorum roman yazmaya. Uzun yazmayı beceremiyorum ama güzel bir şeyler söylemişimdir umarım.
Samimiyetin için teşekkür ederim.


Ya o değil de kendini bilsin diye ne kadar kendimi aşağılayıcı bir resim seçtim. Ben bağırıyor muyum ya? Bazen belki. Ya da genelde. Tamam ya tam uydu bu resim.
-Blogumun rezil görüntüsü için sizden (tahmini 3 kişi falansınız zaten) özür diliyorum. Ne yaptım ne ettim düzeltemiyorum. Çok üşeniyorum aslında ya neyse.
-15'i doğumgünüm. Pazartesi teyzem geliyor. (fransa-paris-bondouf) 3 tane değiller de burdan geliyor işte,zor bir şey olduğunu anlayın. (çünkü önemli hissetmek çok güzel)
-15'i doğumgünüm. 15'in de Nurşah geliyor. (Eskişehir-adalar galiba-apart falan öğrenci ama çok güzel makarna yapar). Kesin gelirken yol problemi yaşayacak yine (telefonunun şarjı en önemli anlarda biter çünkü).
-15'i.... şaka tamam bu kadardır.
-Kızım olursa adı "Sare" olacak. Annemin isminin asıl hali yani. Ama inceltmesiz okunacak. "Sare". Tuba Ünsal'ın da kızının adı Sare'ymiş çok şaşırdım. Ayrıca twitter hesabı olursa "Sarelle" falan yapar böyle kelime oyunlarına çok müsait bence.
-Oğlum olursa adsız olmasına karar verdim. Aslında karar vermedim. Benim tüm bebeklerimin adı Osman'dı. Bir de Osman Abim tabi. Küçükken beni kendine bağlayıp paramı çalıp kaçmış falan. Osman'lara küstüm o günden sonra.
- Petek Dinçöz 'yine' programa başlamış. Poposu büyümüş. Kot pantolon ve 'ebru gündeş topuzu' ikilisi ne fena bir şeymiş.
-Ben reklamcı ya da sinemacı falan olmak istiyorum. Anneme her söylediğimde "sen gazeteciliktesin ama?" diyor. Sanırım inatla "yeeaauv bizim fakülte iletişim işte hepsini yaparım" demeye devam edeceğim.
-Diksiyon kursları çok pahalı. O kadar param olsa popomu kaldırıp kursa falan gitmem. Zaten her durumda "kurs" benim için,ekilmesi gereken bir aktivitedir.
-Zayıflamam gerekiyor. Ama önce masterchef -batuhan şefin ölmesi lazım. Sinirimden abanıyorum burgera.
(Ferhat'ı görünce de olabilir bilemedim)
-Formspring hesabımı açtım yine. Rahat batıyor galiba bana. Kurt falan var içimde. (Burda Nurşah'ın araya girip evet var hemde Nurşah KURT var aksjkj falan demesi lazım)
-Platform topuklu ayakkabılar giyip 'yürüyebilmek' (emeklemeye de razıyım) istiyorum.

Kıssadan hisse: Kahve almaya gitmek neskafe,kahve yapmaya gitmek türk kahvesi manasına geliyor gibi.
Sabahları çok özlüyorum ama geceleri de çok seviyorum.




Ve bu benim için yeterli.

Gökyüzü ve eski arasındaki uyum -ne alaka diyebilirsiniz- beni hep korkutmuştur.
Sanki gökyüzü hergün temizleniyor,cilalanıyor.
Hep düşünürdüm eğer temizlenmese yarın ne yaparım diye. Üzgünüm biraz aptaldım.
Keşke bilet alımında sorulan bu soru,



İş başvurularında böyle karşımıza çıksa.
Nurşah ve Engin arasındayım. Keşke Nurşah artık gelse ve hep onu seçsem hep onu sevsem.





















Belki de mavi oldukları için Nurşah'ın olmadılırlar.


O kadar.

Beni buraya götürebilir misin? Sen görmüyorsun ama kocaman bir göl var orda. Köşk sandığın bina da aslında otel.Muhteşem reçelli kruvasanlar yapan bir aşçısı var. Necmi demiştik ona hep. Gerçek adını hiç öğrenemedim. Zaten fotoğrafın sağındaki direk gözümü tırmalıyor. Vazgeçtim,beni yalnızca o zamanlara götürsen yeter.





Normalde birine dahi benziyor olsam burda bunu yazıyor olmazdım.

Kendinden bir şey beklenmeyecek kadar yaşlı.

Üzgünüm,elimden daha fazlası gelmiyor.
Filmlerde "yine mi ya?!" tepkisi verdiğim repliklerden biriydi "Seninle başka türlü tanışmış olsaydık...dık" türü sözler.
Bütün gücümle ayağımı kafama değdirip eziyorum şu saniye kendimi.
Keşke seninle başka bir şekilde tanışsaydık.

Ben bu postu silerim.